ARTIK OYNANMAYAN ÇOCUK OYUNLARIMIZ

Fikri KARAMAN

Araştırmacı – Yazar

 

Çocuk oyunları tabiri aslında günümüz için geçerli. Çünkü bizim çocukluk dönemimizde aşağıda sıralayacağım oyunların yarıdan fazlası aynı zamanda yetişkin insanlar tarafından oynanmaktaydı. Yöremiz gerçekten zengin bir oyun kültürüne sahipti. Ancak, maalesef günümüzde bu oyunlar artık yok.  Günümüz çocukları bu oyunların kurallarını bilmemekte ve oynamamaktalar. Bunda bölgede yaşanan göç hareketleri ile televizyon ve bilgisayarın etkisi büyük oldu. Zaman o kadar çabuk akmakta ki ardından yetişmek mümkün değil. Son yirmi yıllık dönemde hiç farkına varmadan güzelim çocuk oyunlarımız tarihin derinliklerine gömüldü. Oyunlarımız öldü, gitti.

1995’lere kadar Doğanşar’da oynanan oyunlar şunlardı: Fırıldak çevirme, topaç, kızak kayma, söğüt dallarından araba yapımı, baharla birlikte söğüt ağacından yapılan düdük çeşitleri olan sipsi, kuşdilli ve vilvili, doddoro yapımı, makara ve lastikle yapılan hareketli araba, gıcırdak, ip atlama, topraktan tabak yapımı, derelere küçük bent yapımı, beştaş, alıp kaçırmancı, sobe, körebe, yedi taş, ara kesmenci, pıt, köşe kapmaca, mendil kapmaca, armut depmenci, kayış saklama, gömme çeliği, çelik, pul çeliği, dokuz çöp, kır, ebe balık, kabakbaşı, tork, ezze, bindilibir, kılınç mılınç, vozviç, uçurtma, göğme, çörçöp, misket, kafes otundan şapka yapımı, çizgi oyunları, ayı gördüm, cıncık oyunu ve aşık oyunu.

Oyunların büyük kısmında savaş eğitimi dikkati çekmekte. Hemen her oyunda nişancılık, hücum, savunma ve yardımlaşma esas unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Oyunlar çocuğun zeka ve bedenen gelişimini sağlayacak niteliktedir.

Oyun bozanlara cışgu adı verilir. Oyunbozan derhal oyundan çıkarılır. Alışkanlık haline getirenlerle oyun oynanmaz. Bu tip oyuncuların evlerinin önü veya damlarına karnı şişsin diye tuz gömülür. Ayrıca “oyunda ağlayanın başının kel olacağı”na inanılır.

Oyunlarda ilk iş ebe seçimidir. Ebe seçimi ve oyunda esas unsur adalettir. Oyunun kurallarını hiç kimse değiştiremez. Burada çocuk adaleti uygulamalı olarak öğrenmektedir.

Ebe seçimi; sayışarak, yazı tura atarak, sopa üzerinde elle tutmak suretiyle sayışarak, sopaları bir kişinin iki eliyle başından arkaya atması ve altta kalan sopanın sahibinin ebe olması veya tekerleme söyleyerek seçilir. tekerlemenin son hecesi kime gelirse o kişi ebelikten kurtulur. İşte birkaç tekerleme örneği.

1. Biren biren, iken iken, üçen üçen, dörden dörden, beşen beşen, altıgan, saltıgan, dana büzzüğü, dandeliği, yağrıl, yırtıl, çek de kur tul.

2. Biren biren, iken iken, eğri tiken, çamura çöken, kurttan avan, avan altı, sayma yedi, çubuk ala, çiğit ola, çek ayağını, kara dana.

3. El el epenek, elden çıktı kepenek, kepeneğin yarısı, bit diremin karısı, alma verdim almadı, sakız verdim çiğnedi, ayağına depdim oynadı, engele mengele, çil oğlan, çengele, yel kuş yepenek, çek elini to pa lak.

Oyunlarda rakip oyuncuyu kızdırarak moralini bozmak için ise;

Mustafa mıstık, arabaya kıstık, üç mum yaktık, seyrine baktık veya Ahmedi medi, kuyruklu kedi, bir sıçan tuttu, yalamadan yuttu denilir.

Bazı Oyunların Kuralları:

ALIP KAÇIRMANCI: Beş altı kişiyle oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Ebe kaçan oyuncuları elle dokunmak suretiyle yakalar ve merkezde bekletir. Diğer oyuncular ebeye yakalanmadan ebenin topladığı oyuncuları kurtarabilirler. Ebe herkesi yakalamışsa ilk yakalanan ebe olur.

ARA KESMENCİ: En az dört kişiyle iki grup halinde ve geceleri oynanır. Gruplar 50 veya 100 m mesafede beklerler. Kovalayacak olan grup, belli bir sayıya kadar sayarken diğerleri kaçarak saklanırlar. Kaçan grup dağılırken nerede, ne zaman buluşacaklarını kararlaştırırlar. Elektriğin bulunmadığı, sokak lambalarının olmadığı eski Doğanşar sokaklarında saklananların bulunması imkansızdı. Oyunculardan birinin bulunması yeterlidir. Bu kez diğer taraf saklanır.

ARMUT DEPMENCİ: Altı yedi kişiyle oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olarak ortaya geçer. Diğer oyuncular oturmuş halde iken ortadaki oyuncuyu her yönden tekmelerler. Esas olan ortadaki tekmelenen oyuncuyu kendi üzerine düşürmemektir. Ortada tekmelenen kişi kimin üzerine düşerse o kişi ortaya geçer.

BİNDİLİBİR: Üçten fazla oyuncuyla oynanır. Sayışıldıktan sonra ebe bacakları dizden kırılmaycak vaziyette belden yukarısı yere paralel bekler. Elleri diz kapaklarındadır.

Her oyuncu ebenin üzerinden sırasıyla; bindilibir, ikidir iki, üçüncüsü göt vurmak (hızlıca vurulur), dördüncüsü daha sert, beşinciye sulamak, altıncıya torba takmak, yedinciye mendil koydum düşmesin (ebenin sırtına mendil konur), sekizim seksek (sekkeyerek tekrar atlamaya gelinir), dokuzum durak (atladığı yerde kıpırdamadan durur, diğer atlayanın dokunmaması lazım), onum oturak (atlayan ebenin yanına oturur), on bir minarede Hacı Kendir demek suretiyle atlarlar. Bu oyunları yapamayan ebe olur. Hiç hata yapılmazsa oyun tekrarlanır.

CINCIK: Komşumuz Zara ilçesinde olduğu gibi bizde de 1980’lerde aynı şekilde oynanıyordu. Adnan MAHİROĞULLARI’nın Dünden Bugüne ZARA adlı çalışmasından (Sh. 140) aynen aktarıyorum.

Yörede daha ziyade “üçgen” cıncık oyunu oynanır. Çizilen üçgenin köşelerine, oyuncu adedi fazla ise üçgenin içerisine cıncıklar konur. Üçgenden yaklaşık birer metre ara ile “tekten” ve “çiften” çizgileri çizilir. Oyuncular, “ölmüş”, “gebermiş”, “zıbarmış”, “sonradan bir” veya “son” diye bağırarak kendi aralarında “çiften” çizgisine “uçma” sıralarını belirlerler. Çiften çizgisine en yakın uçan, üçgendeki cıncıklara ilk atışı yapacak olandır. Oyuncuların oynadığı cıncıklara “kod” denir. Atış yapan oyuncu, üçgenin içindeki cıncığı vurup dışarı çıkarmışsa, o cıncık kendisinin olur ve ikinci bir atış yapma hakkı daha doğar. Eğer kod atıldığında üçgendeki cıncıklardan birine değmiş cıncık çizginin dışına çıkmamış ve kod üçgenin içinde kalmışsa, buna “değdi mor” denir. Bu oyuncunun hakkı kaybolmaz, çiftenden yeniden atış yapar. Üçgen içindeki cıncıklar bitene kadar oyun devam eder.

CIZGU (ÇİZGİ): Ülkemizin hemen her tarafında sayısız çizgi oyunları bilinmekte. Doğanşar’daki çizgi oyunun kuralları ana hatlarıyla şöyledir:

Oyun için gerekli malzeme el büyüklüğünde yassı taş ile değişik şekillerde yere çizilmiş geometrik çizgilerdir.

Oyunda esas olan tek ayak üzerinde sekerek yürümek ve diğer ayağı yere basmamaktır. Taş tek ayakla çizgiden dışarı çıkarılmadan ve çizginin üzerine getirilmeden sürüklenir. Taş sürükletilirken hiçbir şekilde çizgilere basılmaz. Taşı atışlarda oyun alanının dışına atan veya çizgiye düşüren oyunu kaybeder. Oynama sırası diğer oyuncuya geçer.

ÇELİK: En az iki kişiyle oynanır. 10 cm uzunluğunda uçları sivriltilmiş çelik ve oyuncu sayısınca sopa gereklidir. Sopa üzerinde el ile sana  bana şeklinde sayışıldıktan sonra bir kişi veya grup güder.

Onluk, yirmilik, otuzluk, ellilik ve yüzlük şeklinde mesafeler belirlenir. Çelinen çeliği karşı taraf havada veya hareket halinde vurabilirse oyuncular yer değiştirir. Her oyuncunun üç kez çelme hakkı vardır. Çelme işlemi sopayla çeliğin sivri ucuna vurup, çelik havada iken tekrar vurarak merkezden uzaklaştırılması şeklindedir. Üç kez çelemezse oyun hakkı eşine veya karşı tarafa geçer. Aldıkları sayı nispetinde çelme hakkı kazanırlar. Kazancının bir kısmını eşine verebilir. Oyuna başlarken oyunun kaçta biteceği belirlenir.

ÇITTUZ (BEŞTAŞ): En az iki kişi ve misket büyüklüğünde beş taşla oynanır. Eşli de oynandığı olur. Avuç içine alınan taşlar yere atılır. İçlerinden biri ebe seçilir. Ebe seçilen taş tek hareketle, diğer taşlar en fazla üç hareketle alınabilir. Taşların alınması şöyledir:

Taşın biri havaya atılır. Bu sırada yerdeki taşlardan biri alınır. Taşlar bu şekilde alınırken diğer taşlar oynatılmamalıdır. Aynı şekilde taşlar bu kez ikişer olarak, ardından dördü birden alınır. Dördünü birden alırken tel el ile oynanılır. Daha sonra sol elin baş ve işaret parmağı yere konulur. Taşlar bu boşluktan önceki şartlar ve sıra ile geçirilmeye çalışılır. Ebe olan taş en sona bırakılır. Bu oyundan sonra sol elin başparmağı ile işaret parmağının birleştirilmesiyle oluşturulan yuvarlak havada tutularak taşlar bu yuvarlaktan geçirilir. Bir sonraki aşama  “çul atma”dır. Çul şöyle atılır; avuç içindeki taşlar havaya atılarak elin tersine düşürülür. Elin tersinde tutulan bu taşlar düşürülmeden havaya atılarak tekrar avuç içine alınmaya çalışılır. Oyuncu elde tutulan taşın iki veya dört katı kadar sayı kazanmış olur. Oyun esnasında yapılan hatalar oyunun taraf değiştirmesine sebep olur.

ÇÖRÇÖP: Küçük kalem parçacıklarıyla oynanır. Oyuncular yarım metre mesafeden vurdukları kalemleri sahiplenirler. Bir nevi gasp / kumar gibi görüldüğü için halk tarafından tasvip edilmeyen bir oyundu. Çünkü kişi iyi nişancılıkla arkadaşının küçük de olsa kalemini almakta ona sahiplenmekteydi.

ÇÖTE: İkiden fazla kişiyle oynanır. Çöte 10 cm uzunluk ve 3 cm çapında uçları düz kesilmiş ağaçtır. Oyuncuların sopaları farklı uzunlukta olmalıdır. Sopası en kısa olan oyuna başlar. Çötenin sığabileceği küçük bir çukurdan oyun dilenir. Oyuncular sopalarının uzunluğuna göre sırayla çöteyi merkezden uzaklaştırmaya çalışırlar. Sopasıyla çöteye vuramayan ebe olur. Ebe çöteyi tamlamaya çalışır. Diğer oyuncular ebenin havadan attığı çöteyi merkezden uzaklaştırırlar. Çöte hareket halinde iken ebe kime dokunursa o kişi ebe olur. İlk tamlamada ebe oyunculara ipti / arpa adıyla serbest çelme hakkı tanır. Ebe ikinci kez çöteyi tamladığında oyun aynı şekilde tekrar başlar.

DOKUZ ÇÖP: Beş altı kişiyle oynanır. 10 – 15 cm uzunluğunda dokuz çöp ve bir sopayla oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Sopanın altına yumruk büyüklüğünde bir taş konulur. Ucuna ise çöpler yerleştirilir. Oyunculardan biri sopanın havadaki ucuna hızlıca vurunca çöpler etrafa dağılır. Ebe dağılan çöpleri toplayıp aynı şekilde yerleştirirken diğer oyuncular saklanır. Ebe bütün oyuncuları bulmak zorundadır. İlk bulunan ebe olacaktır. Bu arada diğer oyuncular çöpleri patlatırsa ebenin görerek sobelediği kişi oyuncular tarafından kurtarılmış sayılır. Oyun aynen tekrarlanır.

EBEBALIK: Kalabalık oyuncu ile oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Ebe diğer oyuncuları yakalamaya çalışır. Yakalananlar ebeyle el ele tutuşarak kaçanları yakalarlar. Merkezden uzakta elleri çözülürse tekmelenirler. Kaçanların amacı yaptıkları hareketlerle ebe ve arkadaşlarının ellerini çözdürmektir.

EZZE: Beş altı kişiyle oynanır. Oyun alanı olarak meyilli bir arazi seçilir. Sopaların uzunluğu 1,5 veya 2 m civarındadır. Oyuncular sopalarının uzunluk sırasına göre sopaları yere vurarak yaylandırıp oturdukları yerden uzaklaşmasını sağlarlar. Sopası geride kalan oyuncu sopaları toplayarak getirir. Bu oyun üç kez tekrarlanır. Üçüncü defadan sonra ebe sopasını birkaç metre ileriye oyunculara paralel olarak yere bırakır. Değnekler aynı şekilde atılarak ebenin sopası vurulmaya çalışılır. Herkes vurduğu takdirde oyun üç kez tekrarlanır. vuramayan ebe olur. Her defasında ebe sopasını en ilerideki sopanın ucuna götürür. Oyunun üçüncü tekrarından sonra sopalar ayakta omuz hizasından atılarak ebenin sopası vurulmaya çalışılır. Oyunun her tekrarında ebe merkezden biraz daha uzaklaşmakta, atılan sopaları toplayıp getirmektedir. Aynı kişide oyun üç kez tekrarlandıktan sonra ebeye ceza verilir. Ceza genelde kişinin ayakkabı veya başka bir giysisinin sopalarla patezlenmesi yani dövülmesidir.

GÖĞME: 30 cm uzunluğunda bir ipin ucuna bağlanan taşın havaya doğru fırlatılması şeklinde oynanır.

GÖMME ÇELİĞİ: beş altı kişiyle oynanır. Sayışıldıktan sonra oyunculardan biri güder. Ebe elindeki çeliği havadan oyunculara atar. Çelik havada vurularak merkezden uzaklaştırılır. Ebe çeliği getirinceye kadar belirlenen bir alan sopalarla açılarak kuyu kazılır. Ebe gelmeden kuyudan çıkılır, kuyu kazma işlemi bırakılır. Kuyusu bel hizasına kadar kazılan kuyuya gömülür. Toprak iyice çiğnenerek sıkıştırılır. Kendi başına çıkması imkansız hale getirilir. Diğer oyuncuların insafını bekler.

KABAKBAŞI: En az altı kişiyle oynanır. İki grup olunur. Grup başları kendi grubundakilere gizli isimler verirler. Grup başı sekkeyerek diğer gruba gider. Önderlerine:

- Sekkeye sekkeye bir avçu tuza geldim, der.

Alacağı cevap her zamanki gibidir.

- Tuzum yok ama kavunum ile karpuzum çok. Gelen grup başı kavun ile karpuzlara teker teker baktıktan sonra arkadaşlarından birini gizli adıyla çağırır. Bu arada seçilen kavun veya karpuzun gözleri kapatılmıştır. Gelen kişi gözü kapatılan oyuncunun burnunu sıktıktan sonra geri yerine döner. Oyuncuya burnunu kimin sıktığı sorulur. Bilirse karşı taraftaki oyuncu, bilemezse kendisi karşı gruba geçer. İki oyuncusu kalan “Çürük Elma” sayılır. Çürük elma oyunu kaybeder.

KAYIŞ (KEMER) SAKLAMA: Beş altı kişiyle oynanır. Oyunculardan birinin kemeri diğerlerinin görmediği bir yere saklanır. Oyuncular kemeri ararken saklayan kimin yakın olduğunu söyleyerek arayanlara yardımcı olur. Kemeri bulan oyuncu diğerlerini belirlenen merkeze kadar bu kemerle döver. Kemer saklama sırası kemeri bulan kişinindir.

KILINÇ MILINÇ: Beş altı kişiyle oynanır. Oyuncu sayısınca düz taş ve bir adet büyük boy pil gereklidir. Yaklaşık üç metre uzaklıktaki bir çizgiden pilin yakınına taşlar atılır. Pile en yakın olan oyun hakkını kazanır. Taşıyla diğer taşları vurmaya çalışır. En son pile vurularak pil yerinden uzaklaştırılır. Her taşa vurma ve pilin merkezden uzaklaştırıldığı her ayak boyu mesafe, bir sayı kabul edilir. Sayım şöyledir:

Kılınç, mılınç, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, ebelik, bundan, belli, ben, çık, tım.

Sayıyı tamamlayan oyundan çıkar en sona kalana ceza verilir.

KIR: İkiden fazla oyuncuyla oynanır. Sayıştıktan sonra en sona kalan ebe olur. Ebe sekkeyerek diğer oyunculara vurmaya çalışır. Dinlenmek için iki ayağıyla yalnızca taşa basabilir. Oyuncular yakalanmadan ebeyi tekmelerler. Amaç ebeyi merkezden uzakta toprağa bastırmaktır. Bu durumda ebe merkeze varıncaya kadar dövülür. Cezalar uygulanır. Genellikle verilen ceza yere bastıran kişiyi sırtında taşımaktır. Sırta binen, ebenin kulaklarını çekmeye başlar ve şu soruları yöneltir:

- Eşeği suladın mı?

- Suladım.

- Suyu nasıldı?

- Sıcaktı. (Kulağı daha hızlı çekilir.)

- Soğuktu. (Kulağı daha hızlı çekilir.)

Sorular baştan alınır. Cevap “Anasının sütü gibiydi” şeklinde gelinceye kadar kulak çekilmeye, ebenin canı yakılmaya devam edilir. Ebe, sıcaktı ve soğuktu cevaplarını vermeden doğru cevabı veremez.

Kır, eskiden çoğunlukla damlarda oynanırdı. Her mahallede meşhur bacalar vardı. Oyun esnasında üç dört metre yüksekliğindeki damlardan düşenlerin haddi hesabı yoktu. Çoğunun da kol veya bacakları kırılmaktaydı.

KÖREBE: İkiden fazla oyuncuyla oynanır. Sayışıldıktan sonra sona kalanın gözleri bağlanır. Körebe ve körebe sesime gel diye kızdırılır. Körebe eliyle diğer oyunculardan birini yakalamaya çalışır.

KÖŞE KAPMACA: Küçük bir alanda beş kişiyle oynanır. Dört oyuncu birer köşe alırlar. Beşinci kişi ortada bekler. Dört köşe sahibi köşelerini değiştirmeye çalışırken, üç beş saniyeliğine boş kalan köşeyi ortadaki kişi kapmaya çalışır.

MENDİL KAPMACA: On bir kişiyle oynanır. İki grup olunur. Oyunculardan biri ebe seçilir. Elinde mendil vardır. Karşılıklı gruplardan koşan birer kişi mendili kapmaya çalışırlar. Mendili alana diğer oyuncu vurabilirse vurulan, vuramazsa kovalayan oyundan çıkar.

PIT: Üç dört kişiyle oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Elle dokunmakla pıt geçer. Taş üzerine çıkana vurulamaz. Vurduydum, vuramadıydın tartışmaları oyun boyunca devam eder. Oyunun sonunda hiç kimse pıtın kendisinde kalmasına tahammül edemez.

PUL ÇELİĞİ: En az iki kişiyle oynanır. İki grup halinde oynandığı da olur. Sayışıldıktan sonra bir kişi veya grup güder. Arası 10 veya 15 cm açıklığındaki iki taşın üzerine konan çelik, sopayla havalandırılıp havada vurularak merkezden uzaklaştırılır. Üç kez vurma hakkı vardır. Güden oyuncu çeliği havada yakalarsa oyun taraf değiştirir. Yakalayamazsa yerden vurmaya çalışır. Merkezdeki oyuncu gelen çeliği sopayla havada sayar ve sayısı kadar oyun hakkı kazanır. Sayılarının bir kısmını eşine verebilir.

SOBE: Beş altı kişiyle oynanır. Sayışma esnasında sona kalan ebe olur. Gözlerini kapatarak, arkası saklananlara dönük vaziyette belli bir sayıya kadar sayar. Saklanan oyunculardan gördüklerini merkeze kadar gelerek sobeler. Oyuncu daha hızlı koşup önce gelirse kurtulur. Kurtulan kişi başka bir arkadaşını kurtarma hakkına sahiptir. Hepsi kurtarılırsa ebe güdmeye devam eder.

Sobede “Çömlek Patlatma” vardır. Oyunculardan biri ebe görmeden sobeleyip tekrar saklandığında ebe görüp sobelerse çömlek patlatılmış olur ve ebe güdmeye devam eder. O ana kadar sobelenen bütün oyuncular kurtarılmış olur.

TORK: Beş altı kişiyle oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Paralel olarak 2.5 m mesafede iki çizgi çizilir. Ebe sopasını ikinci çizgiye bırakır. Elinde ince bir çubuk vardır. Diğer oyuncular omuz hizasında tuttukları değneklerini atarak ebenin sopasını yerinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Ebenin sopası çizgisinden uzak iken diğer oyuncular kendi değneklerine ayakla basarak tor ederler. Ebenin oyuncuları engelleyebilmesi için öncelikle kendi değneğinin çizginin üzerinde ve doğru olması gerekir. Değneğini tor edemeyen ikinci çizgiden geçemez. Tor edebilenler ebeye yakalanmadan ağız veya elleriyle sopalarını birinci çizgiye götürürler. Değnek nasıl alındı ise ebe oyuncuyu o şekilde yakalamak zorundadır. Yani eli veya ağzına alacağı çubukla dokunmak suretiyle. Ebe, değneğini tor edenle uğraşırken diğerleri ebenin sopasını çizgiden uzaklaştırmaya çalışır. Yakalanan kişi ebe olur.

YEDİ TAŞ: En az iki oyuncuyla oynanır. İkiden fazla çift sayıda kişi varsa eşli oynanır. Gerekli malzeme yedi adet düz taş ve yumruk büyüklüğünde plastik toptur. Üç metre mesafeden taşlar vurulup devrilmeye çalışılır. Taşlar vurulup devriltilemezse oyun taraf değiştirir. Ebe topun peşinde koşar. Diğerleri taşları merkezde üst üste düzmeye çalışırlar. Ebe topla taşlar toplanmadan vurabilirse oyuncular yer değiştirirler.

Çocuk oyunlarının ölümüyle televizyon ve bilgisayar çocuklarımızı tamamen esir aldı. Çocuklarımız günün adeta yarısını televizyon ve bilgisayarın başında geçirir oldular. Çocuklarımız sosyalleşememeye, üzerlerindeki fazla enerjiyi atamamaya başladılar. Oyun içinde adaleti öğreniyorlar, zekalarını geliştiriyorlar, yardımlaşıyorlardı. Bütün bunlardan mahrum kaldılar.