ARTIK OYNANMAYAN ÇOCUK OYUNLARIMIZ
Fikri
KARAMAN
Araştırmacı
– Yazar
Çocuk oyunları tabiri aslında günümüz
için geçerli. Çünkü bizim çocukluk dönemimizde aşağıda sıralayacağım oyunların
yarıdan fazlası aynı zamanda yetişkin insanlar tarafından oynanmaktaydı.
Yöremiz gerçekten zengin bir oyun kültürüne sahipti. Ancak, maalesef günümüzde
bu oyunlar artık yok. Günümüz çocukları
bu oyunların kurallarını bilmemekte ve oynamamaktalar. Bunda bölgede yaşanan
göç hareketleri ile televizyon ve bilgisayarın etkisi büyük oldu. Zaman o kadar
çabuk akmakta ki ardından yetişmek mümkün değil. Son yirmi yıllık dönemde hiç
farkına varmadan güzelim çocuk oyunlarımız tarihin derinliklerine gömüldü.
Oyunlarımız öldü, gitti.
1995’lere kadar Doğanşar’da oynanan
oyunlar şunlardı: Fırıldak çevirme, topaç, kızak kayma, söğüt dallarından araba
yapımı, baharla birlikte söğüt ağacından yapılan düdük çeşitleri olan sipsi, kuşdilli
ve vilvili, doddoro yapımı, makara ve lastikle yapılan hareketli araba,
gıcırdak, ip atlama, topraktan tabak yapımı, derelere küçük bent yapımı,
beştaş, alıp kaçırmancı, sobe, körebe, yedi taş, ara kesmenci, pıt, köşe
kapmaca, mendil kapmaca, armut depmenci, kayış saklama, gömme çeliği, çelik,
pul çeliği, dokuz çöp, kır, ebe balık, kabakbaşı, tork, ezze, bindilibir,
kılınç mılınç, vozviç, uçurtma, göğme, çörçöp, misket, kafes otundan şapka
yapımı, çizgi oyunları, ayı gördüm, cıncık oyunu ve aşık oyunu.
Oyunların büyük kısmında savaş eğitimi
dikkati çekmekte. Hemen her oyunda nişancılık, hücum, savunma ve yardımlaşma
esas unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Oyunlar çocuğun zeka ve bedenen
gelişimini sağlayacak niteliktedir.
Oyun bozanlara cışgu adı verilir. Oyunbozan derhal oyundan çıkarılır. Alışkanlık
haline getirenlerle oyun oynanmaz. Bu tip oyuncuların evlerinin önü veya
damlarına karnı şişsin diye tuz gömülür. Ayrıca “oyunda ağlayanın başının kel olacağı”na inanılır.
Oyunlarda ilk iş ebe seçimidir. Ebe
seçimi ve oyunda esas unsur adalettir. Oyunun kurallarını hiç kimse değiştiremez.
Burada çocuk adaleti uygulamalı olarak öğrenmektedir.
Ebe seçimi; sayışarak, yazı tura atarak,
sopa üzerinde elle tutmak suretiyle sayışarak, sopaları bir kişinin iki eliyle
başından arkaya atması ve altta kalan sopanın sahibinin ebe olması veya
tekerleme söyleyerek seçilir. tekerlemenin son hecesi kime gelirse o kişi
ebelikten kurtulur. İşte birkaç tekerleme örneği.
1. Biren biren, iken iken, üçen üçen,
dörden dörden, beşen beşen, altıgan, saltıgan, dana büzzüğü, dandeliği, yağrıl,
yırtıl, çek de kur tul.
2. Biren biren, iken iken, eğri tiken,
çamura çöken, kurttan avan, avan altı, sayma yedi, çubuk ala, çiğit ola, çek
ayağını, kara dana.
3. El el epenek, elden çıktı kepenek,
kepeneğin yarısı, bit diremin karısı, alma verdim almadı, sakız verdim çiğnedi,
ayağına depdim oynadı, engele mengele, çil oğlan, çengele, yel kuş yepenek, çek
elini to pa lak.
Oyunlarda rakip oyuncuyu kızdırarak
moralini bozmak için ise;
Mustafa mıstık, arabaya kıstık, üç mum
yaktık, seyrine baktık veya Ahmedi medi, kuyruklu kedi, bir sıçan tuttu, yalamadan
yuttu denilir.
Bazı
Oyunların Kuralları:
ALIP
KAÇIRMANCI: Beş altı kişiyle oynanır.
Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Ebe kaçan oyuncuları elle dokunmak
suretiyle yakalar ve merkezde bekletir. Diğer oyuncular ebeye yakalanmadan
ebenin topladığı oyuncuları kurtarabilirler. Ebe herkesi yakalamışsa ilk
yakalanan ebe olur.
ARA
KESMENCİ: En az dört kişiyle iki grup
halinde ve geceleri oynanır. Gruplar 50 veya 100 m mesafede beklerler.
Kovalayacak olan grup, belli bir sayıya kadar sayarken diğerleri kaçarak saklanırlar.
Kaçan grup dağılırken nerede, ne zaman buluşacaklarını kararlaştırırlar.
Elektriğin bulunmadığı, sokak lambalarının olmadığı eski Doğanşar sokaklarında
saklananların bulunması imkansızdı. Oyunculardan birinin bulunması yeterlidir.
Bu kez diğer taraf saklanır.
ARMUT
DEPMENCİ: Altı yedi kişiyle oynanır.
Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olarak ortaya geçer. Diğer oyuncular oturmuş
halde iken ortadaki oyuncuyu her yönden tekmelerler. Esas olan ortadaki
tekmelenen oyuncuyu kendi üzerine düşürmemektir. Ortada tekmelenen kişi kimin
üzerine düşerse o kişi ortaya geçer.
BİNDİLİBİR:
Üçten fazla oyuncuyla oynanır.
Sayışıldıktan sonra ebe bacakları dizden kırılmaycak vaziyette belden yukarısı
yere paralel bekler. Elleri diz kapaklarındadır.
Her oyuncu ebenin üzerinden sırasıyla;
bindilibir, ikidir iki, üçüncüsü göt vurmak (hızlıca vurulur), dördüncüsü daha
sert, beşinciye sulamak, altıncıya torba takmak, yedinciye mendil koydum
düşmesin (ebenin sırtına mendil konur), sekizim seksek (sekkeyerek tekrar
atlamaya gelinir), dokuzum durak (atladığı yerde kıpırdamadan durur, diğer
atlayanın dokunmaması lazım), onum oturak (atlayan ebenin yanına oturur), on
bir minarede Hacı Kendir demek suretiyle atlarlar. Bu oyunları yapamayan ebe
olur. Hiç hata yapılmazsa oyun tekrarlanır.
CINCIK:
Komşumuz Zara ilçesinde olduğu gibi
bizde de 1980’lerde aynı şekilde oynanıyordu. Adnan MAHİROĞULLARI’nın Dünden
Bugüne ZARA adlı çalışmasından (Sh. 140) aynen aktarıyorum.
Yörede daha ziyade “üçgen” cıncık oyunu
oynanır. Çizilen üçgenin köşelerine, oyuncu adedi fazla ise üçgenin içerisine
cıncıklar konur. Üçgenden yaklaşık birer metre ara ile “tekten” ve “çiften”
çizgileri çizilir. Oyuncular, “ölmüş”, “gebermiş”, “zıbarmış”, “sonradan bir”
veya “son” diye bağırarak kendi aralarında “çiften” çizgisine “uçma” sıralarını
belirlerler. Çiften çizgisine en yakın uçan, üçgendeki cıncıklara ilk atışı
yapacak olandır. Oyuncuların oynadığı cıncıklara “kod” denir. Atış yapan
oyuncu, üçgenin içindeki cıncığı vurup dışarı çıkarmışsa, o cıncık kendisinin olur
ve ikinci bir atış yapma hakkı daha doğar. Eğer kod atıldığında üçgendeki cıncıklardan
birine değmiş cıncık çizginin dışına çıkmamış ve kod üçgenin içinde kalmışsa,
buna “değdi mor” denir. Bu oyuncunun hakkı kaybolmaz, çiftenden yeniden atış
yapar. Üçgen içindeki cıncıklar bitene kadar oyun devam eder.
CIZGU
(ÇİZGİ): Ülkemizin hemen her
tarafında sayısız çizgi oyunları bilinmekte. Doğanşar’daki çizgi oyunun kuralları
ana hatlarıyla şöyledir:
Oyun için gerekli malzeme el
büyüklüğünde yassı taş ile değişik şekillerde yere çizilmiş geometrik çizgilerdir.
Oyunda esas olan tek ayak üzerinde
sekerek yürümek ve diğer ayağı yere basmamaktır. Taş tek ayakla çizgiden dışarı
çıkarılmadan ve çizginin üzerine getirilmeden sürüklenir. Taş sürükletilirken
hiçbir şekilde çizgilere basılmaz. Taşı atışlarda oyun alanının dışına atan
veya çizgiye düşüren oyunu kaybeder. Oynama sırası diğer oyuncuya geçer.
ÇELİK:
En az iki kişiyle oynanır. 10 cm uzunluğunda uçları
sivriltilmiş çelik ve oyuncu sayısınca sopa gereklidir. Sopa üzerinde el ile
sana bana şeklinde sayışıldıktan sonra
bir kişi veya grup güder.
Onluk, yirmilik, otuzluk, ellilik ve
yüzlük şeklinde mesafeler belirlenir. Çelinen çeliği karşı taraf havada veya
hareket halinde vurabilirse oyuncular yer değiştirir. Her oyuncunun üç kez
çelme hakkı vardır. Çelme işlemi sopayla çeliğin sivri ucuna vurup, çelik
havada iken tekrar vurarak merkezden uzaklaştırılması şeklindedir. Üç kez
çelemezse oyun hakkı eşine veya karşı tarafa geçer. Aldıkları sayı nispetinde
çelme hakkı kazanırlar. Kazancının bir kısmını eşine verebilir. Oyuna başlarken
oyunun kaçta biteceği belirlenir.
ÇITTUZ
(BEŞTAŞ): En az iki kişi ve misket
büyüklüğünde beş taşla oynanır. Eşli de oynandığı olur. Avuç içine alınan
taşlar yere atılır. İçlerinden biri ebe seçilir. Ebe seçilen taş tek hareketle,
diğer taşlar en fazla üç hareketle alınabilir. Taşların alınması şöyledir:
Taşın biri havaya atılır. Bu sırada
yerdeki taşlardan biri alınır. Taşlar bu şekilde alınırken diğer taşlar oynatılmamalıdır.
Aynı şekilde taşlar bu kez ikişer olarak, ardından dördü birden alınır. Dördünü
birden alırken tel el ile oynanılır. Daha sonra sol elin baş ve işaret parmağı
yere konulur. Taşlar bu boşluktan önceki şartlar ve sıra ile geçirilmeye
çalışılır. Ebe olan taş en sona bırakılır. Bu oyundan sonra sol elin başparmağı
ile işaret parmağının birleştirilmesiyle oluşturulan yuvarlak havada tutularak
taşlar bu yuvarlaktan geçirilir. Bir sonraki aşama “çul
atma”dır. Çul şöyle atılır; avuç içindeki taşlar havaya atılarak elin
tersine düşürülür. Elin tersinde tutulan bu taşlar düşürülmeden havaya atılarak
tekrar avuç içine alınmaya çalışılır. Oyuncu elde tutulan taşın iki veya dört
katı kadar sayı kazanmış olur. Oyun esnasında yapılan hatalar oyunun taraf değiştirmesine
sebep olur.
ÇÖRÇÖP:
Küçük kalem parçacıklarıyla oynanır.
Oyuncular yarım metre mesafeden vurdukları kalemleri sahiplenirler. Bir nevi
gasp / kumar gibi görüldüğü için halk tarafından tasvip edilmeyen bir oyundu.
Çünkü kişi iyi nişancılıkla arkadaşının küçük de olsa kalemini almakta ona
sahiplenmekteydi.
ÇÖTE:
İkiden fazla kişiyle oynanır. Çöte 10 cm uzunluk ve 3 cm çapında uçları düz
kesilmiş ağaçtır. Oyuncuların sopaları farklı uzunlukta olmalıdır. Sopası en
kısa olan oyuna başlar. Çötenin sığabileceği küçük bir çukurdan oyun dilenir.
Oyuncular sopalarının uzunluğuna göre sırayla çöteyi merkezden uzaklaştırmaya
çalışırlar. Sopasıyla çöteye vuramayan ebe olur. Ebe çöteyi tamlamaya çalışır.
Diğer oyuncular ebenin havadan attığı çöteyi merkezden uzaklaştırırlar. Çöte
hareket halinde iken ebe kime dokunursa o kişi ebe olur. İlk tamlamada ebe
oyunculara ipti / arpa adıyla serbest çelme hakkı tanır. Ebe ikinci kez çöteyi
tamladığında oyun aynı şekilde tekrar başlar.
DOKUZ
ÇÖP: Beş altı kişiyle oynanır. 10 – 15 cm uzunluğunda dokuz çöp
ve bir sopayla oynanır. Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Sopanın altına
yumruk büyüklüğünde bir taş konulur. Ucuna ise çöpler yerleştirilir.
Oyunculardan biri sopanın havadaki ucuna hızlıca vurunca çöpler etrafa dağılır.
Ebe dağılan çöpleri toplayıp aynı şekilde yerleştirirken diğer oyuncular
saklanır. Ebe bütün oyuncuları bulmak zorundadır. İlk bulunan ebe olacaktır. Bu
arada diğer oyuncular çöpleri patlatırsa ebenin görerek sobelediği kişi
oyuncular tarafından kurtarılmış sayılır. Oyun aynen tekrarlanır.
EBEBALIK:
Kalabalık oyuncu ile oynanır.
Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Ebe diğer oyuncuları yakalamaya çalışır.
Yakalananlar ebeyle el ele tutuşarak kaçanları yakalarlar. Merkezden uzakta
elleri çözülürse tekmelenirler. Kaçanların amacı yaptıkları hareketlerle ebe ve
arkadaşlarının ellerini çözdürmektir.
EZZE:
Beş altı kişiyle oynanır. Oyun alanı
olarak meyilli bir arazi seçilir. Sopaların uzunluğu 1,5 veya 2 m civarındadır. Oyuncular
sopalarının uzunluk sırasına göre sopaları yere vurarak yaylandırıp oturdukları
yerden uzaklaşmasını sağlarlar. Sopası geride kalan oyuncu sopaları toplayarak
getirir. Bu oyun üç kez tekrarlanır. Üçüncü defadan sonra ebe sopasını birkaç
metre ileriye oyunculara paralel olarak yere bırakır. Değnekler aynı şekilde
atılarak ebenin sopası vurulmaya çalışılır. Herkes vurduğu takdirde oyun üç kez
tekrarlanır. vuramayan ebe olur. Her defasında ebe sopasını en ilerideki
sopanın ucuna götürür. Oyunun üçüncü tekrarından sonra sopalar ayakta omuz
hizasından atılarak ebenin sopası vurulmaya çalışılır. Oyunun her tekrarında
ebe merkezden biraz daha uzaklaşmakta, atılan sopaları toplayıp getirmektedir.
Aynı kişide oyun üç kez tekrarlandıktan sonra ebeye ceza verilir. Ceza genelde
kişinin ayakkabı veya başka bir giysisinin sopalarla patezlenmesi yani dövülmesidir.
GÖĞME:
30 cm uzunluğunda bir ipin ucuna bağlanan taşın havaya
doğru fırlatılması şeklinde oynanır.
GÖMME
ÇELİĞİ: beş altı kişiyle oynanır.
Sayışıldıktan sonra oyunculardan biri güder. Ebe elindeki çeliği havadan
oyunculara atar. Çelik havada vurularak merkezden uzaklaştırılır. Ebe çeliği
getirinceye kadar belirlenen bir alan sopalarla açılarak kuyu kazılır. Ebe
gelmeden kuyudan çıkılır, kuyu kazma işlemi bırakılır. Kuyusu bel hizasına
kadar kazılan kuyuya gömülür. Toprak iyice çiğnenerek sıkıştırılır. Kendi
başına çıkması imkansız hale getirilir. Diğer oyuncuların insafını bekler.
KABAKBAŞI:
En az altı kişiyle oynanır. İki grup
olunur. Grup başları kendi grubundakilere gizli isimler verirler. Grup başı
sekkeyerek diğer gruba gider. Önderlerine:
- Sekkeye sekkeye bir avçu tuza geldim,
der.
Alacağı cevap her zamanki gibidir.
- Tuzum yok ama kavunum ile karpuzum
çok. Gelen grup başı kavun ile karpuzlara teker teker baktıktan sonra
arkadaşlarından birini gizli adıyla çağırır. Bu arada seçilen kavun veya
karpuzun gözleri kapatılmıştır. Gelen kişi gözü kapatılan oyuncunun burnunu
sıktıktan sonra geri yerine döner. Oyuncuya burnunu kimin sıktığı sorulur.
Bilirse karşı taraftaki oyuncu, bilemezse kendisi karşı gruba geçer. İki
oyuncusu kalan “Çürük Elma” sayılır.
Çürük elma oyunu kaybeder.
KAYIŞ
(KEMER) SAKLAMA: Beş altı kişiyle
oynanır. Oyunculardan birinin kemeri diğerlerinin görmediği bir yere saklanır.
Oyuncular kemeri ararken saklayan kimin yakın olduğunu söyleyerek arayanlara
yardımcı olur. Kemeri bulan oyuncu diğerlerini belirlenen merkeze kadar bu
kemerle döver. Kemer saklama sırası kemeri bulan kişinindir.
KILINÇ
MILINÇ: Beş altı kişiyle oynanır.
Oyuncu sayısınca düz taş ve bir adet büyük boy pil gereklidir. Yaklaşık üç
metre uzaklıktaki bir çizgiden pilin yakınına taşlar atılır. Pile en yakın olan
oyun hakkını kazanır. Taşıyla diğer taşları vurmaya çalışır. En son pile
vurularak pil yerinden uzaklaştırılır. Her taşa vurma ve pilin merkezden
uzaklaştırıldığı her ayak boyu mesafe, bir sayı kabul edilir. Sayım şöyledir:
Kılınç, mılınç, 43, 44, 45, 46, 47, 48,
49, 50, ebelik, bundan, belli, ben, çık, tım.
Sayıyı tamamlayan oyundan çıkar en sona
kalana ceza verilir.
KIR:
İkiden fazla oyuncuyla oynanır.
Sayıştıktan sonra en sona kalan ebe olur. Ebe sekkeyerek diğer oyunculara
vurmaya çalışır. Dinlenmek için iki ayağıyla yalnızca taşa basabilir. Oyuncular
yakalanmadan ebeyi tekmelerler. Amaç ebeyi merkezden uzakta toprağa
bastırmaktır. Bu durumda ebe merkeze varıncaya kadar dövülür. Cezalar
uygulanır. Genellikle verilen ceza yere bastıran kişiyi sırtında taşımaktır.
Sırta binen, ebenin kulaklarını çekmeye başlar ve şu soruları yöneltir:
- Eşeği
suladın mı?
-
Suladım.
- Suyu
nasıldı?
-
Sıcaktı. (Kulağı daha hızlı çekilir.)
- Soğuktu.
(Kulağı daha hızlı çekilir.)
Sorular baştan alınır. Cevap “Anasının
sütü gibiydi” şeklinde gelinceye kadar kulak çekilmeye, ebenin canı yakılmaya
devam edilir. Ebe, sıcaktı ve soğuktu cevaplarını vermeden doğru cevabı veremez.
Kır, eskiden çoğunlukla damlarda
oynanırdı. Her mahallede meşhur bacalar vardı. Oyun esnasında üç dört metre
yüksekliğindeki damlardan düşenlerin haddi hesabı yoktu. Çoğunun da kol veya
bacakları kırılmaktaydı.
KÖREBE:
İkiden fazla oyuncuyla oynanır.
Sayışıldıktan sonra sona kalanın gözleri bağlanır. Körebe ve körebe sesime gel
diye kızdırılır. Körebe eliyle diğer oyunculardan birini yakalamaya çalışır.
KÖŞE
KAPMACA: Küçük bir alanda beş kişiyle
oynanır. Dört oyuncu birer köşe alırlar. Beşinci kişi ortada bekler. Dört köşe
sahibi köşelerini değiştirmeye çalışırken, üç beş saniyeliğine boş kalan köşeyi
ortadaki kişi kapmaya çalışır.
MENDİL
KAPMACA: On bir kişiyle oynanır. İki
grup olunur. Oyunculardan biri ebe seçilir. Elinde mendil vardır. Karşılıklı
gruplardan koşan birer kişi mendili kapmaya çalışırlar. Mendili alana diğer
oyuncu vurabilirse vurulan, vuramazsa kovalayan oyundan çıkar.
PIT:
Üç dört kişiyle oynanır.
Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Elle dokunmakla pıt geçer. Taş üzerine
çıkana vurulamaz. Vurduydum, vuramadıydın tartışmaları oyun boyunca devam eder.
Oyunun sonunda hiç kimse pıtın kendisinde kalmasına tahammül edemez.
PUL
ÇELİĞİ: En az iki kişiyle oynanır.
İki grup halinde oynandığı da olur. Sayışıldıktan sonra bir kişi veya grup
güder. Arası 10 veya 15 cm
açıklığındaki iki taşın üzerine konan çelik, sopayla havalandırılıp havada
vurularak merkezden uzaklaştırılır. Üç kez vurma hakkı vardır. Güden oyuncu
çeliği havada yakalarsa oyun taraf değiştirir. Yakalayamazsa yerden vurmaya
çalışır. Merkezdeki oyuncu gelen çeliği sopayla havada sayar ve sayısı kadar
oyun hakkı kazanır. Sayılarının bir kısmını eşine verebilir.
SOBE:
Beş altı kişiyle oynanır. Sayışma
esnasında sona kalan ebe olur. Gözlerini kapatarak, arkası saklananlara dönük
vaziyette belli bir sayıya kadar sayar. Saklanan oyunculardan gördüklerini
merkeze kadar gelerek sobeler. Oyuncu daha hızlı koşup önce gelirse kurtulur.
Kurtulan kişi başka bir arkadaşını kurtarma hakkına sahiptir. Hepsi
kurtarılırsa ebe güdmeye devam eder.
Sobede “Çömlek Patlatma” vardır. Oyunculardan biri ebe görmeden sobeleyip
tekrar saklandığında ebe görüp sobelerse çömlek patlatılmış olur ve ebe güdmeye
devam eder. O ana kadar sobelenen bütün oyuncular kurtarılmış olur.
TORK:
Beş altı kişiyle oynanır.
Sayışıldıktan sonra bir kişi ebe olur. Paralel olarak 2.5 m mesafede iki çizgi
çizilir. Ebe sopasını ikinci çizgiye bırakır. Elinde ince bir çubuk vardır.
Diğer oyuncular omuz hizasında tuttukları değneklerini atarak ebenin sopasını
yerinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Ebenin sopası çizgisinden uzak iken diğer
oyuncular kendi değneklerine ayakla basarak tor ederler. Ebenin oyuncuları engelleyebilmesi için öncelikle
kendi değneğinin çizginin üzerinde ve doğru olması gerekir. Değneğini tor
edemeyen ikinci çizgiden geçemez. Tor edebilenler ebeye yakalanmadan ağız veya
elleriyle sopalarını birinci çizgiye götürürler. Değnek nasıl alındı ise ebe
oyuncuyu o şekilde yakalamak zorundadır. Yani eli veya ağzına alacağı çubukla
dokunmak suretiyle. Ebe, değneğini tor edenle uğraşırken diğerleri ebenin sopasını
çizgiden uzaklaştırmaya çalışır. Yakalanan kişi ebe olur.
YEDİ
TAŞ: En az iki oyuncuyla oynanır.
İkiden fazla çift sayıda kişi varsa eşli oynanır. Gerekli malzeme yedi adet düz
taş ve yumruk büyüklüğünde plastik toptur. Üç metre mesafeden taşlar vurulup
devrilmeye çalışılır. Taşlar vurulup devriltilemezse oyun taraf değiştirir. Ebe
topun peşinde koşar. Diğerleri taşları merkezde üst üste düzmeye çalışırlar.
Ebe topla taşlar toplanmadan vurabilirse oyuncular yer değiştirirler.
Çocuk oyunlarının ölümüyle televizyon ve
bilgisayar çocuklarımızı tamamen esir aldı. Çocuklarımız günün adeta yarısını
televizyon ve bilgisayarın başında geçirir oldular. Çocuklarımız sosyalleşememeye,
üzerlerindeki fazla enerjiyi atamamaya başladılar. Oyun içinde adaleti öğreniyorlar,
zekalarını geliştiriyorlar, yardımlaşıyorlardı. Bütün bunlardan mahrum
kaldılar.