DOĞANŞAR’IN SIRLARI
Fikri KARAMAN
Balık yaşadığı okyanusun farkında
olmazmış. Bizler de balık misali Doğanşar’ın farkında değiliz. Doğanşar’ı
uzaktan uzağa seviyor, alıcı gözle bakmıyoruz. Bakıyor ama görmüyoruz. Doğanşar’ı
bilmiyor, tanımıyor, tanıtmıyoruz.
Kalkınmanın yolunu sadece tarım,
hayvancılık ve sanayide arıyoruz. Halbuki Doğanşar halkını az da olsa
rahatlatacak başka alternatifler de bulunmakta. Doğanşar, tam bir turizm
cennetidir. Turizmle Doğanşar ekonomisine katkıda bulunmak mümkün. Ama önce
Doğanşar’ı tanımalı ve herkese tanıtmalıyız. İnsanımız Doğanşar’a geldiğinde kahvehane, park ve sokağın dışına
çıkmalı, etrafındaki tabii güzellikleri görmeli. İnsanımızın ilçede üç beş gün
değil daha fazla kalması, Doğanşar’a turlarla yabancıların gelmesi sağlanmalı.
Biliyorum; olmaz diyeceksiniz. Dışarıda
insanların neleri merak edip, nereleri ziyaret ettiğini bir bilseniz…
Doğanşar’ın turizm imkanı Türkiye ve hatta dünyanın bir çok bölgesinden daha
fazla. Bundan emin olunuz.
Doğanşar milyonlarca yıl önce suların
altında yani Tetis denizinin tabanındaydı. Tetis denizi Atlas Okyanusu’ndan
Hint denizine kadar uzanıyordu. Ev,
arazi, bağ ve bahçelerimizin bulunduğu yerlerde midye, salyangoz, balık ve
diğer deniz canlıları geziniyordu. Köpek balıkları ile balinalar buralarda
cirit atıyordu.
İnanmadınız, değil mi?
Doğanşar yöresinin denizle kaplı
olduğunu, yörede fosillerin bulunduğunu otuz yıl önce Fen Bilgisi öğretmenimiz Ramazan GÜRLÜK Bey’den dinlediğimde doğrusu
bu durumu ben de şüpheyle kabullenmiştim.
1447 m rakımlı Cücü tepesindeki çay
taşlarını gördükten sonra inanmaya başladım. Çay taşları dağın zirvesinde ne
arıyordu? Bunun bir izahı olmalıydı.
İki yıl önce Şerafettin SARIKAYA Bey,
Sarıkaya’daki fosillerden bahsetti. Fosillerin yerini bildiğini söyledi.
Fosilleri ben de duymuştum ama o güne kadar görmemiştim. Birlikte yola
koyulduk, kısa süre sonra; midye, salyangoz ve balık fosillerinin yanına
ulaştık. Yörede milyonlarca fosil bulunuyordu. Çok sayıda fotoğraf çektim,
fosillerden bir kaçını yanıma aldım. - Fosil alanı mutlaka koruma altına
alınmalı. - O günden sonra Doğanşar’a bakış açım daha da değişti.
Başka bir gün Cücü tepesine gittim. Yolda
Semektaş’ı hatırladım. Niçin bu
bölgeye Semektaş ismi verilmişti? Eski Türkçede semek balık demektir. Yöreye
Semektaş denmesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. Bunun sebebi olsa olsa
taşlaşmış bir balık fosilinden dolayıdır.
Cücü Tepesinden bakıldığı zaman geçmişte
Karakaya Boğazı’nın olmadığı, Doğanşar ve çevresinin sularının Dede mevkiinden
Ütük köyüne doğru aktığı anlaşılmakta. Zamanla Karakaya Boğazı oluşmuş ve ırmak
şimdiki yatağından akmaya başlamış.
Farkında değiliz ama fosiller ile Karakaya kanyonu Doğanşar için birer nimettir.
Yöre sularla kaplıyken bir müddet sonra yanardağların
lav püskürmeye başladığı anlaşılmakta. Yörede çal olarak bildiğimiz yüksek
dağların tamamı sönmüş volkandır. Aşı Çalı, Çal dağı, Kabak Çalı, Keşiş ve
Tekeli volkanlarımızdan bazılarıdır. Aşı Çalı, Çal dağı ve Keşiş dağlarının
zirvelerinde volkan konilerini görebilirsiniz. Diğerlerinde koniler zamanla
kaybolmuş.
Aşı Çalı’nın zirvesinde asıl koni
dışında KARLIK olarak adlandırılan
küçük bir koni daha bulunmakta. Karlık’ın içinde yaz boyunca kar görmeniz
mümkün. Karlık’ın derinliği 18, çapı 10 metre kadar. Aşı Çalı’nın Doğanşar’a
bakan yüzünde ise eşsiz bir manzara; KARASAK
DELİĞİ bulunmakta. Türkiye’de benzerinin olduğunu zannetmiyorum. Karasak
çukurunun derinliği bilinmiyor. Ağız kısmının çapı 18 metre. Ayrıca Aşı
Çalı’nın Yavşancık ve Aslantaş tarafında çok sayıda mağara bulunmakta.
Doğanşar’ın
diğer tabii güzelliklerini bir kenara bıraksak dahi Karlık ve Karasak Çukuru
ile sayısız insanı Doğanşar’a çekebiliriz.
Doğanşar’ın eşsiz manzaralarından diğer
ikisi ise DİPSİZGÖL ile DİPSİZGÖL ŞELALESİ’dir.
Yörenin gözde piknik merkezlerinden Dipsizgöl,
derinliğinin bilinmemesi sebebiyle bu isimle anılmakta. Küçük bir göl ama
etkileyici. Gölün tabanından çıkan su etraftaki kayaların oluşmasını sağlamış.
Gölün eskiden şimdikine göre dört beş kat daha geniş ve derin olduğu
anlaşılmakta. Su, kendi oluşturduğu kayaların üzerinden akarken zamanla kaya
kitlesinin altından yol bularak oradan akmaya başlamış. Bu yol tıkanarak göl
eski büyüklüğüne kavuşturulabilir.
Dipsizgöl’ün suyu arazi ve karayolunun
altından geçerek yaklaşık üç yüz metre aşağıda Dipsizgöl Şelalesi’ni oluşturmakta. Oldukça yüksek bir şelale.
Dereye kadar mesafesi 50 m civarında. Şelalenin etrafındaki kayalık bölge suyun
içindeki minerallerle oluşmuş bir çeşit travertendir. Bu oluşum hala devam
etmekte. Şelalenin yanına küçük bir patikayla iniliyor. Şelalenin batı
bölgesinde küçük mağaralar bulunmakta. Dizinde dermanı olan ve gezip dolaşmayı
sevenler için harika bir manzara ve gezi alanı.
Doğanşar’ın gezilip görülecek yerleri
bunlarla sınırlı değil. Yaylaları, otantik
obaları, çobankayalar, bin bir çiçekle bezeli dağları ve ırmakları mutlaka
gezilip görülmeli. 1925 – 1926 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sâlnâmesi’nde
“Doğanşar, İsviçre menazır tabiiyesini gölgede bırakan bedai tabiiyeyi ihtiva
ettiği gibi sanatoryumlar tesisine çok müsait hayatbahş yaylaları vardır” denilmekte.
Doğanşar’ın dağ turizmi için eşsiz bir yer olduğu unutulmamalı. Ama bu arada
unutmamamız gereken bir başka husus ise çevre temizliğidir. Gezip dolaştığımız
dağ ve bayırları temiz tutmasını, kirletmemesini de bilelim.
Doğanşar inanç turizmi bakımından da önem arz etmekte. Hemen yanı başımızda
Tekeli’nin yamacındaki Hubyar köyünde Hubyar
Sultan’ın kabri ile diğer dağların zirvelerinde Anadolu’nun Türkleşme ve
İslâmlaşmasında rol oynayan Horasan
Erenlerinin daha doğrusu Ahmet
Yesevi’nin müritlerinin kabirlerini şükran
duygusuyla ziyaret edebilirsiniz. Ama buraları aracı kılmadan, buralara bez
bağlamadan, ekmek, bozuk para vs. bırakmadan yani batıl inançlardan arınmış
olarak ve dileğinizi sadece Allah’tan isteyerek ziyaret etmelisiniz. Anadolu ve
dolayısıyla Doğanşar, Ahmet Yesevi’nin öğrencilerince Türkleştirilip,
İslâmlaştırıldı. Buralar o güzide
insanlar sayesinde vatanlaştırıldı.
Tanıma ve tanıtım işi birkaç günde
olacak iş değildir. Adım atacak ve sabırla ilerleyeceksiniz. Tanıtım; hazırlanacak
cd, televizyon programı, küçük broşür ve dergilerle yapılacak iştir. Buraları
önce kendi insanımızın ziyaret etmesini sağlamalı, Doğanşar’da daha uzun süre
kalmalarına zemin hazırlamalı ve bununla beraber dışarı açılmalıyız.
Not: 2006 ve 2007’de fosiller, Çal Dağı ve Aşı Çalı’nı benimle
birlikte gezen, bana arkadaşlık eden Hüseyin
ve Abdullah ÖZAY, Mehmet KURUFİK,
Şerafettin SARIKAYA ile Selahattin SARIKAYA
Beylere teşekkür ederim.